Psikolojideki Bağlanma Kuramı ile Kur'an'daki Sekinet, Güven, Dürüstlük İlişkisi
İnsan, doğası gereği bağ kurmaya
muhtaçtır. Dünyaya gözümüzü açtığımız ilk andan itibaren, hayatta kalabilmek
için bir başkasına, bir "bakım verene" ihtiyaç duyar ve onunla bağ
kurarız. Ancak bu ihtiyaç sadece fiziksel bir hayatta kalma meselesi değildir;
ruhsal bütünlüğümüz, kendimizi ve dünyayı algılayış biçimimiz bu ilk bağlarla
şekillenir.
Psikolojide bu temel ihtiyacı ve
mekanizmayı "Bağlanma Kuramı" (Attachment Theory) açıklar.
Ancak bağlanma sadece psikolojinin laboratuvarlarında kalan bir terim değildir;
inancımızın, sosyal ilişkilerimizin ve Kuran’ın insan fıtratına dair çizdiği
yol haritasının tam merkezinde yer alır. Gelin, bağlanma stillerinden yola
çıkarak; güvenin, dürüstlüğün ve tutarlılığın hem psikolojik sağlığımız hem de
manevi huzurumuz için neden elzem olduğuna yakından bakalım.
Bağlanma Nedir ve Türleri
Nelerdir?
Bağlanma kuramı, temelde
insanların birbirleriyle kurdukları ilişkilerin doğasını analiz eder. Bu kurama
göre bebeklik döneminde bakım veren (genellikle anne) ile kurulan ilişki,
bireyin ilerideki tüm ilişkilerinin (romantik, arkadaşlık, sosyal) prototipini
oluşturur. Bağlanma temelde iki ana başlıkta incelenir: Güvenli ve Güvensiz
bağlanma.
- Güvenli Bağlanma: Çocuğun bakım verenine güven duyduğu, ihtiyaçlarının tutarlı bir şekilde karşılandığı, sevildiğini ve değerli olduğunu hissettiği bağlanma türüdür. Güvenli bağlanan bireyler yetişkinliklerinde de ilişkilerinde huzurlu, güvene dayalı ve empatik bağlar kurarlar.
- Güvensiz Bağlanma: Kendi içinde alt türlere
ayrılır:
- Kaygılı Bağlanma: Bakım verenin
davranışları tutarsızdır. Bazen çok ilgili, bazen ilgisizdir. Çocuk
"Acaba seviliyor muyum, terk mi edileceğim?" kaygısını sürekli
taşır. Yetişkinlikte bu kişiler ilişkilerinde sürekli onaylanma ihtiyacı
duyar, reddedilmekten aşırı korkar ve güvensizlik duygusu hakimdir.
- Kaçıngan Bağlanma: Bakım veren genellikle
mesafeli, soğuk veya reddedicidir. Çocuk, ihtiyaçlarını dile getirdiğinde
karşılık bulamayacağını öğrenir ve duygusal olarak kendini kapatır.
"Kimseye ihtiyacım yok" savunmasını geliştirir.
- Saplantılı / Düzensiz Bağlanma: Genellikle
ihmal veya travma geçmişi olan durumlarda görülür. Kişi hem yakınlık
ister hem de yakınlıktan korkar. İlişkilerde kaotik bir tutum sergiler.
Peki güvenli bağlanmayı oluşturan
o temel "güven" duygusu nasıl inşa edilir? Güven, soyut bir his gibi
görünse de aslında çok somut iki tuğla ile örülür: Dürüstlük ve Tutarlılık.
Bir ilişkide -ister
ebeveyn-çocuk, ister eşler arası olsun- yalan ve tutarsızlık varsa, orada
güvenli bir bağlanmadan söz etmek imkansızdır. Eğer karşımızdaki
kişi sürekli yalanlar söylüyorsa, bugün "ak" dediğine yarın
"kara" diyorsa, zihnimiz sürekli bir güvensizlik ve tehdit algısı
(alarm durumu) içinde olur.
Çocuk eğitiminde bu durum hayati
önem taşır. Çocuğun dünyada kendini güvende hissetmesi; ebeveyninin sözü ile
davranışı arasındaki tutarlılığa, ebeveynleri ile güvene dayalı bir ilişki
kurmasına bağlıdır.
Kendi çocukluğumdan bir örnekle
bunun ne kadar belirleyici olduğunu anlatmak isterim.
Küçüklüğümde annemin bana yalan
söylediğini nerdeyse hiç hatırlamam. Örneğin, iğne yaptırmaktan korkardım. İğne
yapılacağında korkulu gözlerle anneme bakıp “Acıyacak mı?” diye sorardım. Annem
“Hiç acımayacak” gibi yalanlara başvurmazdı. "Evet acıyacak ama çok az
acıtacak ve hemen geçecek" derdi. Bu dürüstlük, benim acıya hazırlıklı
olmamı sağladığı gibi, anneme duyduğum güveni de pekiştirirdi. Bilirdim ki,
eğer o "az acıyacak" diyorsa gerçekten az acıyacaktır; "acımayacak"
diyorsa da beni kandırmıyordur.
Benzer şekilde, beni bir yere
bırakıp gideceği zaman, ağlamayayım diye türlü yalanlarla beni kandırıp ortadan
kaybolmazdı. İşinin ne kadar süreceğini, ne zaman döneceğini anlatarak giderdi.
Bu dürüstlük bende anneme karşı büyük bir güven oluşturdu ve ağzından çıkan bir
söz karşısında acaba kandırılıyor muyum hissini hiç yaşamadım. Aynı zamanda evdeki
kurallar ve sınırlar konusunda da son derece tutarlı ve yanlış konusunda
tavizsizdi. Baştan "hayır" denilen bir şeyi ağlayarak veya
mızmızlanarak "evet"e çeviremeyeceğimi bilirdim. Bu netlik, gereksiz
krizler oluşmasını engellerdi. Bu sayede kaotik ve çatışmadan uzak, huzurlu ve
güvene dayalı bir anne çocuk bağımız oldu.
Konuya Bir de Kur’an Perspektifinden Bakalım…
Kuran-ı Kerim, insan
ilişkilerinde dürüstlüğün, tutarlılığın ve güvenin önemini sıkça vurgular. Bu
değerler psikolojideki "güvenli bağlanma"nın temelini oluşturur.
Kur’an’da geçen "Emniyet", "Sıdk" ve "Sekinet"
kavramları konuyla yakından ilişkilidir.
1. Emniyet (Güven ve Emniyette
Olma Hali)
"Emniyet" kelimesi,
"e-m-n" kökünden gelir. “İman, mümin, emin” sözcükleri de aynı kökten
türemiştir. İman etmek, kelime manası itibariyle bir şeye "güvenmek"
ve ondan "emin olmak" demektir. Allah’ın isimlerinden biri de el-Mü’min’dir;
yani güven veren, emniyete kavuşturan, kendisinden haksızlık ve güvensizlik
beklenmeyen demektir.
(Daha önceden yazdığım konuyla
ilgili bir yazım: “İman Etmek Emin Olmaktır”
https://okudusunsorgula.blogspot.com/2018/06/iman-etmek-emin-olmaktir.html
)
Psikolojide güvenli bağlanmanın
ilk şartı, bebeğin bakım verenini "güvenli bir üs" (secure base)
olarak görmesidir. Bebek bilmelidir ki; korktuğunda sığınacağı liman orasıdır.
Eğer o liman (anne/baba) çocuğa korku veriyorsa veya bir var bir yoksa,
"emniyet" duygusu zedelenir.
Kuran’da Allah, Kureyş suresinde
insanlara sağladığı nimetleri hatırlatırken şöyle buyurur:
“O (Allah) ki, onları açlıktan
doyurdu ve her çeşit korkudan emin kıldı.” (Kureyş Suresi, 4)
Bu ayet, ebeveynlik için de
muazzam bir metafordur. Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için sadece fiziksel
olarak doyması yetmez; aynı zamanda "korkudan emin kılınması", yani
duygusal güvenliğinin sağlanması gerekir. Ebeveynin çocuğa verdiği "Buradayım,
yanımdasın, güvendesin" mesajı, bu emniyet halinin dünyadaki tezahürüdür.
Aynı şekilde yetişkinler arası
ilişkilerde, bilhassa eşler arasında da durum farksızdır. Eşler arasındaki
"emniyet", tarafların birbirinin yanında gardını düşürebilmesi,
savunmaya geçme ihtiyacı hissetmemesidir. Kişi, eşinin yanında "Acaba
yargılanır mıyım?", "Acaba bu açığımı bana karşı kullanır mı?"
ya da "Acaba şu an bana dürüst mü?" korkusu taşıyorsa, o evde
"emin olma" hali zedelenmiş demektir. Gerçek bir eş, hayatın
zorluklarına karşı partneri için güvenli bir sığınak olmalıdır; tehdidin
kaynağı değil. Güvenli bağlanmış bir ilişkide eşler, birbirlerinin
"emin" beldesidir; oraya sığındıklarında dış dünyanın tüm
güvensizliğinden arınırlar.
2. Sıdk (Doğruluk ve
Tutarlılık)
"Sıdk", sadece yalan
söylememek değil; özün, sözün ve davranışın bir olmasıdır. Yani psikolojideki
karşılığıyla "tutarlılık"tır. Yalancı veya tutarsız bir ebeveyn,
çocuğun zihninde "tahmin edilemez" bir dünya algısı yaratır. Çocuk,
"Annem/babam şimdi ne yapacak?" diye sürekli tetikte bekler (Kaygılı
Bağlanma).
Kuran, söz ile eylem arasındaki
tutarsızlığı çok sert bir dille eleştirir. Çünkü tutarsızlık, güveni kökünden
sarsar. Saff Suresi’nde şöyle buyrulur:
“Ey iman edenler!
Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz,
Allah katında büyük bir gazap (sebebi)dir.” (Saff Suresi, 2-3)
“Verdiğiniz sözü yerine
getirin! Şüphesiz ki verilen söz sorumluluk gerektirir.” (İsra Suresi, 34)
Anlık durumları kurtarmak için,
adına “pempe yalan” denerek çocuğu yalana ve kandırmaya/kandırılmaya
alıştırmak, kuralların ve sınırların net olmayışının getirdiği tutarsızlıklar;
çocuğun dünyasında sadece bir hayal kırıklığı değil, ebeveynine (ve dolayısıyla
hayata) duyduğu "sıdk" bağının kopmasına neden olur. Oysa Tevbe
Suresi 119. ayette emredildiği gibi “Sadıklarla (doğrularla) beraber olun”
ilkesi, aile içinde güvenli bağlanmanın harcını karar.
Yetişkinlerin dünyasında ve
bilhassa evliliklerde de "sıdk", ilişkinin omurgasını oluşturur.
Eşler arasındaki güven, sadece büyük yalanlar söylememek demek değildir;
verilen sözün tutulması, davranışların tutarlı ve öngörülebilir olmasıdır. Eğer
bir eş, partnerine karşı dürüst değilse veya tavırları sürekli değişkenlik
gösteriyorsa karşı tarafta "Acaba bugün nasıl biriyleyim?",
"Söylediğin şey gerçek mi?" kaygısı başlar. Bu belirsizlik,
ilişkideki duygusal zemini kayganlaştırır. Sağlam ve güvenli bir eş bağı, ancak
tarafların birbirine karşı şeffaf, net ve "özü sözü bir" olmasıyla,
yani sıdk üzere yaşamasıyla mümkündür.
3. Sekinet (Durgunluk, İç
Huzuru ve Dinginlik)
Tüm bu güven (emniyet) ve
tutarlılık (sıdk) ortamının meyvesi nedir? Psikolojide buna "duygusal
regülasyon" veya "dinginlik" denir; Kuran’daki karşılığı ise "Sekinet"tir.
Sekinet; kalbin yatışması, korku
ve endişenin gitmesi, yerine derin bir huzurun gelmesidir.
“İmanlarını bir kat daha
artırsınlar diye müminlerin kalplerine güven ve huzur (sekinet) indiren
O’dur...” (Fetih Suresi, 4)
Güvenli bağlanan çocuklar, stres
anında ebeveynlerinin yanına gelip sakinleşebilirler (sekinet bulurlar).
Güvenli bağlanan eşler, hayatın fırtınalarında birbirlerinin yanında
dinginleşirler.
Güvenin olduğu yere sekinet iner.
Eğer bir evde yalan yoksa, tutarsız davranışlar yoksa, ebeveynler birbirine ve
çocuğa karşı "emin" ve "sadık" ise; o eve sekinet (huzur)
iner. Çocuk o evde kaygı krizleri geçirmez, çünkü bilir ki ihtiyaç duyduğunda
anlaşılacak ve kapsanacaktır.
Kur’an’da evliliğin en temel
amacı, bir eşin diğerinde huzur ve sükûn (sekinet) bulması olarak nitelenir.
“Kendileri ile huzur
bulasınız (liteskunu) diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve
aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin)
delillerindendir...” (Rum Suresi, 21)
Güvenli bağlanmanın olmadığı bir
evlilikte, eşler birbirinde huzur değil, endişe bulur. Kaygılı eş, sürekli
partnerinin nerede ve ne yaptığını sorgulayarak huzursuzluk yaratırken;
kaçıngan eş ise duygusal yakınlıktan kaçarak partnerini yalnız bırakır. Her iki
durumda da sükûnet (sekinet) ortadan kalkar. Oysa güven üzerine inşa edilen bir
evlilikte, kişi evine girdiği an dış dünyanın tüm gürültüsünü geride bırakır ve
eşinin yanında kalp huzuruna (sekinet) ulaşır. İşte bu derin ve karşılıklı
güvene dayalı bağ, Kuran’ın idealize ettiği o manevi limandır.
Özetle; güvenli bağlanma
dediğimiz şey, aslında insanın fıtratına, yani yaratılış ayarlarına uygun olan
o "emniyet" ve "sıdk" ortamının sağlanmasıyla, kalbin
"sekinet" bulması yolculuğudur.

Kaleminize sağlık hocam sağ olun
YanıtlaSil