Bağlanma Kuramı ile Güven ve Sekinet İlişkisi

 Psikolojideki Bağlanma Kuramı ile Kur'an'daki Sekinet, Güven, Dürüstlük İlişkisi


İnsan, doğası gereği bağ kurmaya muhtaçtır. Dünyaya gözümüzü açtığımız ilk andan itibaren, hayatta kalabilmek için bir başkasına, bir "bakım verene" ihtiyaç duyar ve onunla bağ kurarız. Ancak bu ihtiyaç sadece fiziksel bir hayatta kalma meselesi değildir; ruhsal bütünlüğümüz, kendimizi ve dünyayı algılayış biçimimiz bu ilk bağlarla şekillenir.

Psikolojide bu temel ihtiyacı ve mekanizmayı "Bağlanma Kuramı" (Attachment Theory) açıklar. Ancak bağlanma sadece psikolojinin laboratuvarlarında kalan bir terim değildir; inancımızın, sosyal ilişkilerimizin ve Kuran’ın insan fıtratına dair çizdiği yol haritasının tam merkezinde yer alır. Gelin, bağlanma stillerinden yola çıkarak; güvenin, dürüstlüğün ve tutarlılığın hem psikolojik sağlığımız hem de manevi huzurumuz için neden elzem olduğuna yakından bakalım.




Bağlanma Nedir ve Türleri Nelerdir?

Bağlanma kuramı, temelde insanların birbirleriyle kurdukları ilişkilerin doğasını analiz eder. Bu kurama göre bebeklik döneminde bakım veren (genellikle anne) ile kurulan ilişki, bireyin ilerideki tüm ilişkilerinin (romantik, arkadaşlık, sosyal) prototipini oluşturur. Bağlanma temelde iki ana başlıkta incelenir: Güvenli ve Güvensiz bağlanma.

  1. Güvenli Bağlanma: Çocuğun bakım verenine güven duyduğu, ihtiyaçlarının tutarlı bir şekilde karşılandığı, sevildiğini ve değerli olduğunu hissettiği bağlanma türüdür. Güvenli bağlanan bireyler yetişkinliklerinde de ilişkilerinde huzurlu, güvene dayalı ve empatik bağlar kurarlar.
  2. Güvensiz Bağlanma: Kendi içinde alt türlere ayrılır:
    • Kaygılı Bağlanma: Bakım verenin davranışları tutarsızdır. Bazen çok ilgili, bazen ilgisizdir. Çocuk "Acaba seviliyor muyum, terk mi edileceğim?" kaygısını sürekli taşır. Yetişkinlikte bu kişiler ilişkilerinde sürekli onaylanma ihtiyacı duyar, reddedilmekten aşırı korkar ve güvensizlik duygusu hakimdir.
    • Kaçıngan Bağlanma: Bakım veren genellikle mesafeli, soğuk veya reddedicidir. Çocuk, ihtiyaçlarını dile getirdiğinde karşılık bulamayacağını öğrenir ve duygusal olarak kendini kapatır. "Kimseye ihtiyacım yok" savunmasını geliştirir.
    • Saplantılı / Düzensiz Bağlanma: Genellikle ihmal veya travma geçmişi olan durumlarda görülür. Kişi hem yakınlık ister hem de yakınlıktan korkar. İlişkilerde kaotik bir tutum sergiler.




Peki güvenli bağlanmayı oluşturan o temel "güven" duygusu nasıl inşa edilir? Güven, soyut bir his gibi görünse de aslında çok somut iki tuğla ile örülür: Dürüstlük ve Tutarlılık.

Bir ilişkide -ister ebeveyn-çocuk, ister eşler arası olsun- yalan ve tutarsızlık varsa, orada güvenli bir bağlanmadan söz etmek imkansızdır. Eğer karşımızdaki kişi sürekli yalanlar söylüyorsa, bugün "ak" dediğine yarın "kara" diyorsa, zihnimiz sürekli bir güvensizlik ve tehdit algısı (alarm durumu) içinde olur.

Çocuk eğitiminde bu durum hayati önem taşır. Çocuğun dünyada kendini güvende hissetmesi; ebeveyninin sözü ile davranışı arasındaki tutarlılığa, ebeveynleri ile güvene dayalı bir ilişki kurmasına bağlıdır.

 

Kendi çocukluğumdan bir örnekle bunun ne kadar belirleyici olduğunu anlatmak isterim.

Küçüklüğümde annemin bana yalan söylediğini nerdeyse hiç hatırlamam. Örneğin, iğne yaptırmaktan korkardım. İğne yapılacağında korkulu gözlerle anneme bakıp “Acıyacak mı?” diye sorardım. Annem “Hiç acımayacak” gibi yalanlara başvurmazdı. "Evet acıyacak ama çok az acıtacak ve hemen geçecek" derdi. Bu dürüstlük, benim acıya hazırlıklı olmamı sağladığı gibi, anneme duyduğum güveni de pekiştirirdi. Bilirdim ki, eğer o "az acıyacak" diyorsa gerçekten az acıyacaktır; "acımayacak" diyorsa da beni kandırmıyordur.

Benzer şekilde, beni bir yere bırakıp gideceği zaman, ağlamayayım diye türlü yalanlarla beni kandırıp ortadan kaybolmazdı. İşinin ne kadar süreceğini, ne zaman döneceğini anlatarak giderdi. Bu dürüstlük bende anneme karşı büyük bir güven oluşturdu ve ağzından çıkan bir söz karşısında acaba kandırılıyor muyum hissini hiç yaşamadım. Aynı zamanda evdeki kurallar ve sınırlar konusunda da son derece tutarlı ve yanlış konusunda tavizsizdi. Baştan "hayır" denilen bir şeyi ağlayarak veya mızmızlanarak "evet"e çeviremeyeceğimi bilirdim. Bu netlik, gereksiz krizler oluşmasını engellerdi. Bu sayede kaotik ve çatışmadan uzak, huzurlu ve güvene dayalı bir anne çocuk bağımız oldu.

 

Konuya Bir de Kur’an Perspektifinden Bakalım…

Kuran-ı Kerim, insan ilişkilerinde dürüstlüğün, tutarlılığın ve güvenin önemini sıkça vurgular. Bu değerler psikolojideki "güvenli bağlanma"nın temelini oluşturur. Kur’an’da geçen "Emniyet", "Sıdk" ve "Sekinet" kavramları konuyla yakından ilişkilidir.

 

1. Emniyet (Güven ve Emniyette Olma Hali)

"Emniyet" kelimesi, "e-m-n" kökünden gelir. “İman, mümin, emin” sözcükleri de aynı kökten türemiştir. İman etmek, kelime manası itibariyle bir şeye "güvenmek" ve ondan "emin olmak" demektir. Allah’ın isimlerinden biri de el-Mü’min’dir; yani güven veren, emniyete kavuşturan, kendisinden haksızlık ve güvensizlik beklenmeyen demektir.

 

(Daha önceden yazdığım konuyla ilgili bir yazım: “İman Etmek Emin Olmaktır”

https://okudusunsorgula.blogspot.com/2018/06/iman-etmek-emin-olmaktir.html )

 

Psikolojide güvenli bağlanmanın ilk şartı, bebeğin bakım verenini "güvenli bir üs" (secure base) olarak görmesidir. Bebek bilmelidir ki; korktuğunda sığınacağı liman orasıdır. Eğer o liman (anne/baba) çocuğa korku veriyorsa veya bir var bir yoksa, "emniyet" duygusu zedelenir.

Kuran’da Allah, Kureyş suresinde insanlara sağladığı nimetleri hatırlatırken şöyle buyurur:

“O (Allah) ki, onları açlıktan doyurdu ve her çeşit korkudan emin kıldı.” (Kureyş Suresi, 4)

Bu ayet, ebeveynlik için de muazzam bir metafordur. Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için sadece fiziksel olarak doyması yetmez; aynı zamanda "korkudan emin kılınması", yani duygusal güvenliğinin sağlanması gerekir. Ebeveynin çocuğa verdiği "Buradayım, yanımdasın, güvendesin" mesajı, bu emniyet halinin dünyadaki tezahürüdür.

Aynı şekilde yetişkinler arası ilişkilerde, bilhassa eşler arasında da durum farksızdır. Eşler arasındaki "emniyet", tarafların birbirinin yanında gardını düşürebilmesi, savunmaya geçme ihtiyacı hissetmemesidir. Kişi, eşinin yanında "Acaba yargılanır mıyım?", "Acaba bu açığımı bana karşı kullanır mı?" ya da "Acaba şu an bana dürüst mü?" korkusu taşıyorsa, o evde "emin olma" hali zedelenmiş demektir. Gerçek bir eş, hayatın zorluklarına karşı partneri için güvenli bir sığınak olmalıdır; tehdidin kaynağı değil. Güvenli bağlanmış bir ilişkide eşler, birbirlerinin "emin" beldesidir; oraya sığındıklarında dış dünyanın tüm güvensizliğinden arınırlar.

 

 

2. Sıdk (Doğruluk ve Tutarlılık)

"Sıdk", sadece yalan söylememek değil; özün, sözün ve davranışın bir olmasıdır. Yani psikolojideki karşılığıyla "tutarlılık"tır. Yalancı veya tutarsız bir ebeveyn, çocuğun zihninde "tahmin edilemez" bir dünya algısı yaratır. Çocuk, "Annem/babam şimdi ne yapacak?" diye sürekli tetikte bekler (Kaygılı Bağlanma).

Kuran, söz ile eylem arasındaki tutarsızlığı çok sert bir dille eleştirir. Çünkü tutarsızlık, güveni kökünden sarsar. Saff Suresi’nde şöyle buyrulur:


“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap (sebebi)dir.” (Saff Suresi, 2-3)

“Verdiğiniz sözü yerine getirin! Şüphesiz ki verilen söz sorumluluk gerektirir.” (İsra Suresi, 34)

 

Anlık durumları kurtarmak için, adına “pempe yalan” denerek çocuğu yalana ve kandırmaya/kandırılmaya alıştırmak, kuralların ve sınırların net olmayışının getirdiği tutarsızlıklar; çocuğun dünyasında sadece bir hayal kırıklığı değil, ebeveynine (ve dolayısıyla hayata) duyduğu "sıdk" bağının kopmasına neden olur. Oysa Tevbe Suresi 119. ayette emredildiği gibi “Sadıklarla (doğrularla) beraber olun” ilkesi, aile içinde güvenli bağlanmanın harcını karar.

 

Yetişkinlerin dünyasında ve bilhassa evliliklerde de "sıdk", ilişkinin omurgasını oluşturur. Eşler arasındaki güven, sadece büyük yalanlar söylememek demek değildir; verilen sözün tutulması, davranışların tutarlı ve öngörülebilir olmasıdır. Eğer bir eş, partnerine karşı dürüst değilse veya tavırları sürekli değişkenlik gösteriyorsa karşı tarafta "Acaba bugün nasıl biriyleyim?", "Söylediğin şey gerçek mi?" kaygısı başlar. Bu belirsizlik, ilişkideki duygusal zemini kayganlaştırır. Sağlam ve güvenli bir eş bağı, ancak tarafların birbirine karşı şeffaf, net ve "özü sözü bir" olmasıyla, yani sıdk üzere yaşamasıyla mümkündür.

 

3. Sekinet (Durgunluk, İç Huzuru ve Dinginlik)

Tüm bu güven (emniyet) ve tutarlılık (sıdk) ortamının meyvesi nedir? Psikolojide buna "duygusal regülasyon" veya "dinginlik" denir; Kuran’daki karşılığı ise "Sekinet"tir.

Sekinet; kalbin yatışması, korku ve endişenin gitmesi, yerine derin bir huzurun gelmesidir.


“İmanlarını bir kat daha artırsınlar diye müminlerin kalplerine güven ve huzur (sekinet) indiren O’dur...” (Fetih Suresi, 4)

 

Güvenli bağlanan çocuklar, stres anında ebeveynlerinin yanına gelip sakinleşebilirler (sekinet bulurlar). Güvenli bağlanan eşler, hayatın fırtınalarında birbirlerinin yanında dinginleşirler.

Güvenin olduğu yere sekinet iner. Eğer bir evde yalan yoksa, tutarsız davranışlar yoksa, ebeveynler birbirine ve çocuğa karşı "emin" ve "sadık" ise; o eve sekinet (huzur) iner. Çocuk o evde kaygı krizleri geçirmez, çünkü bilir ki ihtiyaç duyduğunda anlaşılacak ve kapsanacaktır.

Kur’an’da evliliğin en temel amacı, bir eşin diğerinde huzur ve sükûn (sekinet) bulması olarak nitelenir.

“Kendileri ile huzur bulasınız (liteskunu) diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir...” (Rum Suresi, 21)

Güvenli bağlanmanın olmadığı bir evlilikte, eşler birbirinde huzur değil, endişe bulur. Kaygılı eş, sürekli partnerinin nerede ve ne yaptığını sorgulayarak huzursuzluk yaratırken; kaçıngan eş ise duygusal yakınlıktan kaçarak partnerini yalnız bırakır. Her iki durumda da sükûnet (sekinet) ortadan kalkar. Oysa güven üzerine inşa edilen bir evlilikte, kişi evine girdiği an dış dünyanın tüm gürültüsünü geride bırakır ve eşinin yanında kalp huzuruna (sekinet) ulaşır. İşte bu derin ve karşılıklı güvene dayalı bağ, Kuran’ın idealize ettiği o manevi limandır.

 

Özetle; güvenli bağlanma dediğimiz şey, aslında insanın fıtratına, yani yaratılış ayarlarına uygun olan o "emniyet" ve "sıdk" ortamının sağlanmasıyla, kalbin "sekinet" bulması yolculuğudur.

Yorumlar

Yorum Gönder